Posts

Sensiz Geçen Gün

Image
Sabah erken kalktım; sen gitmiştin. Yine yetişemedim o güzel yüzüne. Dışarı çıktım. Yağmur mu yağacaktı? Gökyüzüne baktım. Koca bir bulut geçerken ıslatıveriyordu ufak ufak şehrimin omuzlarını. Ama yeryüzünü yağmurla kavuşturacak olan bu olamazdı. Geçip gidecek bir bulut, nasıl yaşatırdı bu kavuşmayı şehrime? Çılgınca yağmalıydı yağmur. Toprağın içine çekmesini beklemeliydi aşkını. Yağsa ne olur ki böyle damla damla? Toprağın haberi bile olmadıktan sonra… İşte buydu sevgili. Ben her gün seni yağmur bekleyen toprak gibi beklerim. Akşam olunca gördüğüm güzelliğine bakar kalırım; diyecek bir şey bulamam gerçi. Sen yine de bilirsin toprak gibi hasretimi. Sana bakarken dolan gözlerim, günlerin yağmur hasretidir. Çünkü sensiz geçen her saat, toprağın yağmuru beklediği kurak ve çaresiz iklimler gibi; sıkıcı, hüzünlü… Ama geçici çaresizliğim, gün biterken, herkes akşamın karanlığa göz kırpışından kaçarken bitiveriyordu ansızın. Her günüm böyle sevgili… Sensiz geçen saatlerde önüme cenn...

Hayata Dokunuyoruz

Image
2010 Mayıs’ında antropolog Evrim Gözener tarafından kurulan bir sosyal sorumluluk projesi olarak Hayata Dokun ile biz, toplumumuzda kadınların daha bilinçli bir noktaya erişmesi mücadelesinde önemli bir rol üstlenmeyi hedefliyoruz. Bunun için de bir web gazetesi olan www.hayatadokun.net sayfasında haftanın beş günü kadın sorunları öncelikli olmak üzere yazılar yayınlanmakta. Web üzerinden yürütülen bu hizmet ile kendi sorunlarına daha çok eğilen, daha politik zeminde hak mücadelesi veren bir kadın varlığı hedefliyoruz. Öyle ki pek çok kadın Hayata Dokun gönüllüsü olurken, sorunlarının erkek egemen toplum kaynaklı olduğunu, dolayısıyla tamamıyla bu sorunların politik bir sonuç olduğunu daha iyi idrak etmeye başlıyor. Ve bu kadınların bir kısmı evlerindeki, iş yerlerindeki, sokaklardaki sessiz çığlıklarını, Hayata Dokun yazarı olarak daha canlı bir tepkiye dönüştürüyor. Elbette ki sadece makaleler yayınlamıyoruz sitede. Yine web sayfası üzerinden kadınlara hukuki, psikolojik ve ...

Sektörler ve Ekonomik Faaliyete Göre Kadın İstihdamı

Image
Ülkemizde istihdamın cinsiyet ayırtetmeksizin sektörel dağılımına bakıldığında, son 10 yılda tarım sektöründe azaldığı, sanayi kesiminde kısmi, hizmet sektöründe ise ciddi bir artış gösterdiği görülür. Tablo.1, 1993 ve 2010 yıllarında sektörlere göre istihdam oranlarını gösterir. Tablo.1. Türkiye'de İstihdamın Sektörel Dağılımı Sektörler 1993 2010 Tarım 46,6 29,9 Sanayi 15,8 19,5 Hizmet 37,6 50,6 Kaynak: Kadın Emeği Platformu, 2007: 215 1993 yılında, en yüksek istihdama sahip sektör %46,6 ile tarim olurken, hizmet sektöreü %37,6 ile ikinci, %15,8 ile sanayi sektörü üçüncü olarak karşımıza çıkar. Bu rakamlar, 2010 yılına, gelindiğinde istihdamda en yüksek pay %50,6 ile hizmet sektörü lehine döner. 1993 - 2010 dönem içerisinde tarım sektörü oranları oldukça düşmesine rağmen hala önemli bir paya sahiptir. Gelişmiş ülkelerde tarım sektöründeki istihdam oranları %10’un altında seyrederken bu oran 2010 Türkiye’sinde %29,9 olarak kayıtlarda y...

Kadın Olmak Bir Köşede

Image
"Bir köşede durmuş bekliyorum. Şu el sallayan çocukluk benimkisi mi? Ne kadar da çabuk büyümüşüm Allahım! Bu gördüklerim düş mü, gerçek mi? Ben aşık olmamalıydım bu kadar erken!” Okul masalarında okudum aşkı. Çentilmiş tahtalara çizilmiş kalplerde, hep bize meçhul isimlerin baş harfleri… Ağaçlara kazınmıştı, hiçbir yere sığdırılamayan aşkın biçimsiz kalıpları. Ben, derslerde uyuyan garip bir dinleyici… Öğretmenin söylediği her söz, beynimde bir mahzen… En çok uykuda saklıyorum bilgileri… Hiç dağıtmadan öğrenmem gerekenleri… Her uyku yeni bir uyanıklık oluyor, dersler pekişiyor içimde öyle ki kendi kendime sorular soruyorum, bazen cevabı oluyor aşkla baktığım bir şey, bazen susuyorum. Filozof deyip dalga geçiyor arkadaşlar, konuşunca susmuyorum, aşkı bir türlü tanımlayamıyorum. Şu zaman kavramı ve sayılar olmasa her şey daha güzel olacak. Denklemlerin çekiciliği hariç, hiçbirisi beni yormayacak. “Aşkın hesabı mı olurmuş hem!” deyip geçiyorum. Aşk bölünemeyen bir gerçek, ...

Yolcular

Image
Aylardan ocaktı, tam olarak 18 Ocak 2010. Saat 22.30 sularındayken eve dönmek için dolmuşa doğru gidiyordum. Yaklaşık on dakika evvel dinen şiddetli yağmur sayesinde donuma kadar ıslanmış bir vaziyette dolmuşların yolcu almak için sıra oluşturduğu Arnavut taşlı sokağın başına gelmiştim. Bir anda arkamdan gelen ayak seslerini fark ettim. Ayak sesleri çok yakından geliyordu, arkamdaki her kimse sanki aramızda bir adımdan daha az bir mesafe vardı. O kadar yakındı ki ayak seslerinin sahibinin soluk alışını, verişini rahatça duyabiliyordum. İrkildim. Korkudan farklı olarak tarifi imkansız bir endişe kapladı ruhumu. Kısacası arkama dönerek bakmaya cesaret edemedim. Adımlarım hızlandı zira az kalmıştı bineceğim dolmuşa ulaşmama. Ayak ve soluk sesleri de hızlandı aynı oranda. Kısa bir süre sonra dolmuşa ulaştım ve kendime en arka sıra koltukta kapı sırasında, cam kenarında bir yer buldum. Öndeki koltuklar doluydu. Şoförün yanında yaşlı bir adam, arkasındaki üçlü koltukta da üç yaşlı a...

An’ ın An’ ı

Image
Yol alır yürürüz nereye gittiğimizi hiç bilmeden. Uzun bir yoldur yalan yolu, başkalarının acılarından faydalanırlar yüzsüz maskeli suratlarıyla düzerler bu yolu. Yalanlarla yok edilen umutlardan çalınan hayallerden yapılmış upuzun bir yalan yolu. Kaldırımın üzerinde dost satıcıları yalan dolanla haraç, mezat pazarlarlar tüm paylaşımları ve masalarda cesetleri yedirip, tatlı diye koyarlar kırdıkları kalpleri. Kandırdıkça umut edersiniz ve gözyaşlarınıza felç iner, ağlayamazsınız. Bütün iyi dilek ve beklentileriniz, ölmüştür reddettikleriniz sabıkalı, üzüntüleriniz omuzlarınıza yüklenmiştir, yürürsünüz nereye gittiğinizi bilmeden. Meydanda ne “O çıplak!” diyen bir ses ne de bundan çıkarılacak bir ders vardır. Kara tahtanın önünde tek ayak üzerinde çürümeye terk edilmiş bekliyoruz. Hayatımızdan nasılda izinsiz geçiyor her şey; yağmurları kuşanıp akıp gittiğimiz bu hayat, hesapsız vicdansız ve yalanlarla. İnsanın kendine söylediği yalan, yine kendi elleriyle gömüyor insanı...

Sen Özgürsen Ben De Özgürüm

Image
Günlük hayatımızda diğer eşitsizliklerden daha net ayırt ettiğimiz eşitsizlik, kadın - erkek arasında olandır. Aslında tüm ayrımcılık ve eşitsizlik türleri, coğrafyamızda oldukça da belirgindir. Irksal ve dini temelli konular, ülkemizde pek çok kanayan yaranın sebebi olmaktadır. Çağdaş ülkelerde bu gibi sorunların çözümü, demokratik platformlarda sağlanıyor. Ve bu sorunların çözümünde, sivil toplum çok önemli bir rol oynarken, bizde durum hep tam tersidir. Bu coğrafyada devlet, şiddeti ve nefreti derinleştirecek yöntemleri kullanmayı tercih ediyor. Kendi yarattığı sorunu, sorunun oluşma sebeplerini tekrar ederek çözeceğini zannediyor. Ya da sorunun çözülmemesi için çalışıyor. Bu başka bir mesele… Kadın erkek eşitsizliği de aslında bu anlayışın ellerinde. Tam örgütlülüğünü sağlayamamış kadın, erkek egemen anlayışın ellerinde varlık mücadelesi verirken, devlet de bilindik “Ben ne dersem, o olur!” tavrına devam ediyor. Tarih boyunca yaptığı gibi, kadın hareketinin önünü kesiyor v...

Türkiye’de Kadın İstihdamı

Image
Haftalardır kadın istihdamını yazıp duyuyorum. Dünya ve Avrupa Ülkelerindeki kadın istihdamını açıklayıp, uluslararası kaynaklardan desteklerim veriler ışığında, geçtiğimiz hafta kısaca değindiğim lakin bu haftadan itibaren derinlemesine aktaracağım ülkemizde kadın istihdamını üzülerek açıklıyorum. OECD 2010 verilerine göre, ülkemiz kadın işgücünün istihdama katılım oranları gelişmiş ülkelerin oldukça gerisinde kalır ve bu düşük oranın yıllar geçtikçe azaldığı görülür. Tablo.1. Yıllar İtibariyle Bazı Gelişmiş Ülkelerde, Avrupa Birliği Ülkelerinde ve Türkiye'de Kadın İşgücü İstihdamı Oranları (%) Ülkeler 1994 2001 2005 2007 2009 2010 Kanada 61,1 65,9 67 67,9 68,4 68,3 Avustralya 56,9 61,7 62,1 62,9 63,1 64,7 Japonya 56,5 57 56,5 56,8 57,4 58,1 ABD 65,2 67,1 66,1 65,7 65,4 65,6 AB – 15 49,4 55,1 55,6 56,1 57,1 57,8 Türkiye 30,4 26,3 26,6 25,2 24,3 23,7 Tablo.1.’...