Sensiz Geçen Gün
Sabah erken kalktım; sen gitmiştin. Yine yetişemedim o güzel yüzüne. Dışarı çıktım. Yağmur mu yağacaktı? Gökyüzüne baktım. Koca bir bulut geçerken ıslatıveriyordu ufak ufak şehrimin omuzlarını. Ama yeryüzünü yağmurla kavuşturacak olan bu olamazdı. Geçip gidecek bir bulut, nasıl yaşatırdı bu kavuşmayı şehrime? Çılgınca yağmalıydı yağmur. Toprağın içine çekmesini beklemeliydi aşkını. Yağsa ne olur ki böyle damla damla? Toprağın haberi bile olmadıktan sonra… İşte buydu sevgili. Ben her gün seni yağmur bekleyen toprak gibi beklerim. Akşam olunca gördüğüm güzelliğine bakar kalırım; diyecek bir şey bulamam gerçi. Sen yine de bilirsin toprak gibi hasretimi. Sana bakarken dolan gözlerim, günlerin yağmur hasretidir. Çünkü sensiz geçen her saat, toprağın yağmuru beklediği kurak ve çaresiz iklimler gibi; sıkıcı, hüzünlü… Ama geçici çaresizliğim, gün biterken, herkes akşamın karanlığa göz kırpışından kaçarken bitiveriyordu ansızın. Her günüm böyle sevgili… Sensiz geçen saatlerde önüme cenn...